Ana içeriğe atla

Yaratıcı bir birleşik isim :: Gezikondu*

Gezikondu ismi sanırım ilk defa Haziran 2013'te, Gezi direnişinin bir devamı olarak hayata geçen semt forumlarının birinde Cihangir Parkı'nda telaffuz edildi. Şimdi tam olarak hatırlayamadığım bir şekilde belki bir telefon konuşmasında belki de bir Bağlantısızlar** toplantısında ismini duydum ilk defa. İlk duyduğumda yeni çıkmış bir albümün vasat bir parçası gibi bir izlenim yarattı bende. Önce önemsiz, olsa da olur olmasa da olur bir parça; sonradan dinledikçe daha çok sevilen, zamanla sırrını veren cinsten... sadece bir zeka pırıltısının göstergesi bir birleşik isim olmadığını idrak etmemle güftesi anlamını akıtmaya başladı.



Gezikondu ne ola ki?

Gezikonduyu tanımlamak için kısaca şunu diyebiliriz: Gezi hareketi içerisinden çıkacak işgal evleri.

İşgal evleri (squat) 60'larda ortaya çıkmış bir pratik. Dönemin yükselen kent hareketleri içerisinde hayat bulmuş bir kamusallaştırma, ortak alan yaratma tecrübesi. Kimi zaman "punk" ya da hippi kültürün bir parçası kimi zaman da anti-kapitalist bir işgal biçimi olarak şekil bulmuş, özellikle Danimarka, Hollanda, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde bir kısmı yasal statü ya da meşruluk kazanmış önemli örnekleri olan bir kalkışma.

İşgal evleri niteliği bakımından geçici ve sürekli barınma mekanları, sanat üretimi yapılan mekanlar, "punk" barlar vb. birçok farklı örneği olsa da temelde iki özellik üzerinden ayrılıyorlar diyebiliriz. Birinci ve ilk akla gelen grup otonom, illegal barınma mekanları diğeri ise barınma ihtiyacından ziyade kolektif üretimlerin yapıldığı kamusal mekanlar. Birinci grup politik işgalcilerin yanı sıra kent yoksulları ve evsizler gibi -kimi zaman zaten doğal işgalci de olan- toplulukları da kapsıyor. Bu kapsayıcılık toplumdan yalıtılmış bu topluluklar için bir soluk alma imkanı olmasına rağmen politik hareketin göbeğine belki de görece daha fazla oranda sorunu beraberinde taşıyor (madde bağımlılığı, kolektifleşmeyen yaşamlar vs.). İkinci grup ilkinin bir takım handikaplarını taşımakla beraber, kurgulanış biçimine göre toplumun diğer bir çok kesimine de ulaşabilecek imkanlar barındırıyor (kültür merkezleri, atölyeler, semt evleri vb.). İşte tam da burada bizim hikayemiz başlıyor.

Gezi Hareketi ne üretti?

Gezi Hareketi parkın işgalinin başladığı günden itibaren kurulan düzeniyle birçokları tarafından bir komün tecrübesi olarak değerlendirilse de gerek üretim ilişkilerinden kopmaya kalkışmaması (insanların işlerine, okullarına devam etmesi gibi) gerekse kendi içerisinde üretim yapmaması üzerinden de ters yönde bir eleştiriye tabi tutuldu ve bir dayanışma olduğu yönünde tanımlamalar da yapıldı.

Kişisel görüşüm şudur ki nesnel üretimlerin azlığı ve sınıfsal bir kalkışmaya tam anlamıyla dönüşmemesi bakımından tespitler doğru olsa da emperyalizmin bölgesel bir aktörüne dönüşen ve dolu dizgin ilerleyen neoliberal, muhafazakar bir hükümete karşı toplumsal muhalefetin umudunu üretmesi, Kürt sorunu vb. el yakıcı meselelerde diyalog ve empati kanalı açması bakımından bile -kimilerine postmodern bir yaklaşım gibi gelse de ki öyledir- başlı başına Gezi'ye bir komün niteliği katmaktadır.

Forumlar ve mahalle meclisleri ne üretebilir?

Devletin Gezi'yi dağıtmasıyla yerelleşen ve bir virüs gibi yayılan forumlar özellikle Beşiktaş ve Kadıköy gibi semtlerde kitlesel, yaratıcı eylemlere imza atan, atölyeler ve mahalle çalışmaları üzerinden çalışmalar yapan yerel oluşumlar haline dönüştüler. Aşağı yukarı 45 gündür inişli çıkışlı olarak varlıklarını sürdürseler de artık farklı bir dönüşümün eşiğindeler. Ya kabız ve güdük etkinlikler olup yok olacaklar ya da kolektif ve yerel üretimlerle ayağa kalkacaklar. Tam da bu noktada gezikondu denemeleri forumların ve mahalle örgütlenmelerinin önünde bir imkan olarak duruyor.

Forumların, mahalle örgütlenmelerinin iradesi ve desteği ile kurulacak mahalle evleri***, kütüphaneler, kültürel-sanatsal üretim alanları hem forumlar ve Gezi Hareketi için bir ürün hem de bu hareketin evrimi için önemli bir aşama olabilir, hareketin kendini yeniden üretim imkanı yaratabilir aynı zamanda Gezi'den devralınan doğrudan demokrasi pratiklerinin işletildiği, mevsimsel değişimlerden etkilenmeyen yerel ve bölgesel mekanlara dönüşebilirler. Bu dönüşüm harekete ruhunu ve yaratıcılığını veren bir kısmıyla kendiliğinden bir kısmıyla da antipolitik -yani politikanın halihazırdaki yapılış biçimlerini yeterli bulmayan- Gezi eylemcileri için yeni düzlemler ve kolektif üretim imkanları sunacaktır. Bu da gezikonduyu sadece yaratıcı bir birleşik isim olmaktan öteye taşıyıp mücadeleye devam etmenin bir aracı haline getirebilir.

Fırat Seymen

* Bu yazı ilk kez Temmuz 2013'te Gezikondu bloğunda yayınlanmıştır.
http://gezikondu.blogspot.com.tr/2013/07/yaratc-bir-birlesik-isim-gezikondu.html
** Bağlantısızlar yerel forumlarda bir araya gelen bağımsızların oluşturduğu, yatay bir tartışma ve eğilim oluşturma ağıydı. Fakat kendini yapılandıramadığı için 2-3 aylık bir zaman diliminde dağıldı.
*** Yazının ilk halinde "semt evleri" gibi bir tabir kullanmıştım ama işgal sonrasındaki tartışmalarla birlikte "mahalle evi" diye bir isim aldı bu tanım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gelin meselenin adını koyalım: KIŞ GELDİ!

Ağır hastalıklar sıklıkla yakalandığımız daha basit ve sıradan türlere göre daha ciddi sorunlara yol açarlar. Örneğin enfeksiyonlara sebep olabilir, kalıcı hasarlar bırakabilir, metastazla yayılabilir, bir sonraki nesilin gelişimine olumsuz etkiler yapabilir ya da en kötü senaryoda ölümle sonuçlanabilirler. Eğer bu türden bir hastalık söz konusuysa buna karşı konvansiyonel metotlarla mücadele etmek, bu metotlarla sorunun kaynağını yalıtıp etkisiz hale getirmek, iyileşmek mümkün değildir! Açıktır ki özel durumlara karşı ancak özel yöntemlerle baş edilebilir. İşte şu anda Türkiye'nin içinde olduğu durum da bir alegoriye başvurmak gerekirse bu türden bir hastalıktır. Yani ortada özel bir devlet biçimi vardır.




Türkiye solunun tarihi maalesef müphem faşizm tahlilleriyle doludur. Kapalısı, yarı açığı, örtüğü, sömürge tipi vb. çoğunluğunun bilimsel anlamda karşılığı bile ciddi bir tartışma konusu olan bu tanımlamaların kendi özgül ağırlıklarından ya da sebep olduğu kafa karışıklıklarından…

HAYIR daha bitmedi ama nasıl devam etmeli?

Referandumdan çıkıldığı günlerde seçim çalışmalarının toplumsal muhalefetin moral değerlerini yükselttiği aşikardı. Özellikle HAYIR Meclisleri çevresinde örgütlenen kampanyalar, hem 7 Haziran'dan beri tecrübe edilmiş bazı çalışmaların hem de Gezi sonrasında edinilen birikimlerin aktığı bir mecra oldu.¹ Öyle ki İstanbul'un bir çok merkezinde "mühürsüz seçim" gecesine ve sonrasındaki bir haftaya hem bu mevcut birikim hem de meclisler çevresindeki derlenme damgasını vurdu. Meclisler mevcut karar alma aygıtlarıyla (organizasyon-örgütlenme komisyonları, koordinasyon komiteleri vb) protestolara yön verdi, eylemlerin çağrıcısı oldu ve bir hafta boyunca da etkili bir şekilde sevk ve idare etti. 

Fakat gerek devletin eylemlere müdahaleyi göze almayan temkinli tutumu ama bir yandan da ilerleyen günlerde "önleyici gözaltılar" yaparak gözdağı vermesi, gerekse "ana muhalefet" partisinin protestolardan ve halkın doğrudan muhalefetinden çekinen, devletin yanında …

Bu nasıl başlangıç! Hani nerede devamı?

Çocukluğunda anneleriyle bolca vakit geçirenlerin bazıları bilir; ruh çağırma diye batıl bir ritüel vardır. Büyükçe bir kağıdın üzerine alfabedeki harfler daire oluşturacak şekilde sırayla yazılır. Örnek bu ya, ortaya kocaman bir EVET bir de HAYIR kondurulur ki “ruh” toptancı cevapları rahatça verebilsin. Kağıt topluluğu tam ortalayacak şekilde pürüzsüz bir masanın üzerine güzelce yerleştirilir. Mutfaktan şık bir kahve fincanı getirilir, fincanın içine dualar okunur, sonra kapalı bir şekilde kağıdın orta yerine konur fincan ve parmaklar üzerinde birleşir… sonra kim nereye iterse!



Mayıs 2013’den beri “Gezi Ruhu” denen lakırtı da aynı batıllıkla mahlul oldu. Birçok siyasi çevre ve insan her başı sıkıştığında onu çağırıyor. Bir çok kişiye güzellemeleri hala hoş geliyor olsa da Gezi çevrimi, etkileri, dolayımlarıyla birlikte uzunca bir süre önce kapandı ve artık her “gereksiz” kullanımında telaffuzu kulak tırmalar hale gelen bir şeye dönüştü.

Ruh çağırmayı bırakalım; geriye kalan bir şey v…