Ana içeriğe atla

10danSonra :: Nasıl bir seçim çalışması?

Bu yazı 10danSonra Seçim İnisiyatifi taslak sunumu ve ilk forumundan sonra ve temel olarak orada sorulan sorulara ve tartışmalı başlıklara birer cevap verme niyetiyle yazıldı.



Öncelikle taslak sunumun kararlı ve nihai sunum olmamasının sebebi Gezi sonrasında edindiğimiz örgütlenme, var olma pratiklerine dayanıyor. Yani forum kültürü, doğrudan demokrasi ve yataylığın ana eksenini oluşturduğu Gezi’nin bakiyeleri. Var olurken bizi de dönüştüren bu komünal pratikler, müşterek alanlar genel planda ne kadar yenilgiye uğrasa da mütevazi ve önemli deneyimler de bıraktı ve bırakmaya devam ediyor. 10danSonra fikrini ortaya atanlar biraz da bu kavramsal ve pratik bakiyelerle bu bakiyeleri beraber inşa ettiği aktivistlerle ve kişisel referanslarla yola çıkmak istedi.


Çalışma bölgemiz neresi olmalı?

İlk forumu oluşturan 70 kişilik toplam fiziki ve ağırlıklı olarak Kadıköy, Beşiktaş’ı merkez olarak kabul edebileceğimiz bir hatta yaşıyor ve siyaset yapıyor. Eğer bir saha çalışmasında karar kılınacaksa ilk elden sokağa çıkılabilecek yerler buralar olacaktır. Ayrıca Kadıköy ve Beşiktaş’ın şehrin hala daha önemli bir insan trafiği yükünü çeken merkez bölgeler olduğunu unutmamak lazım. Hedef kitle olacaksa ya da her kim olacaksa olsun bu lokasyonlar önemini yitirmeyecektir. Halihazırda 3 büyük şehirde (İstanbul, İzmir, Ankara) gönüllülerden oluşan bir potansiyel başlangıç ekibi mevcut. Bu bakımdan çalışma bölgesinin seçimi hem imkanlarımıza göre hem de hedef kitle seçimine göre netleşmelidir.


Çalışma kimlere hitap ediyor?

Bu soruyu iki ayrı düzlem üzerinden geliştirmek gerekiyor ve her iki soruyu da imkanlar, potansiyeller üzerinden ele almalı. Birincisi HDP nerelere ve kimlere ulaşabiliyor, etki alanı nedir, ne kadardır? İkincisi 10danSonra nerelere ve kimlere ulaşabilir, etki alanı ne olabilir? Verilecek cevaplardan çıkarılacak sonuca karar vermeden önce “HDP’ye maksimum katkıyı nasıl ve nerelerden sağlayabiliriz?” diye sormak cevabın kilit taşı olacaktır. Zira artık kimsenin boşa harcayacak bir enerjisi yok!HDP oyunun ezici bir çoğunluğunu yoksul emekçi Kürtlerden alıyor. İslami kaygılar taşısa bile özellikle demokrat insanlar Kürt illerinde ve büyük şehirlerde yüzünü partiye dönmüş durumda. Bu bakımdan AKP ile aynı havuzda yarışan tek parti. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunun büyük bir kanıtı oldu. Ayrıca Alevi örgütleri ve sosyal demokratlardan destek almaya başladılar. Bunların dışında dezavantajlı gruplara ve azınlıklara da hitap ediyorlar. Az da olsa HDP’nin sosyalist bileşenlerinin de etkisi var.Peki biz kime ulaşabiliriz? Gezi sonrası tecrübelerimiz daha çok (Gezi’nin ana gövdesini de oluşturan) beyaz yakalılara ve şehir merkezini kullanan bir çokluğa tekabül ediyor. Meselenin en önemli noktası da burada ortaya çıkıyor; programı ve yaklaşımları politik olarak çok uygun olmasına rağmen HDP bu toplama hitap ediyor ama temas edemiyor!


HDP ile ilişki / bağımsızlık meselesi


HDP verili durumuyla Kürt illerinde sağlıklı işleyen bir parti fakat aynı şeyi onun dışında kalan il teşkilatları için söylemek imkansız! Zaten Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendi dinamik yapısının avantajlarını alabildiğine kullanıyor parti. Fakat batıdaki unsurların geriliği, güncel siyasetten uzaklığı ve dolayısıyla doğru örgütlenme mekanizmalarını geliştirememeleri parti içerisinde orantısız bir güç dengesi ortaya çıkarıyor. Ayrıca batıda parti içerisindeki sosyalist unsurlar da  parti dışında kalanlar (özellikle BHH’nin güncel durumu) kadar pasif bir siyaset izliyorlar daha doğrusu yeni olanı üretemedikçe o noktaya düşüyorlar, ayrı bir dinamizm üretmek bir yana çoğunlukla parti potansiyellerinin önüne geçiyorlar, genel eğilimleri ya partiye fiilen gelmemek ya da kendi dar örgütsel çıkarları için kullanmak yönünde. Tüm bunların yanında parti yapısı ile ilgili hala daha çözülmemiş sıkıntılar mevcut; HDK/HDP varlığı yani çift başlılık, parti içi grupçuluk/birey hukukuna dayalı partililik vs. Tüm bunlar HDP’nin 10 yıllardır süren ittifaklar ve mücadelelerle buraya kadar getirdiği potansiyelinin örgütsel olarak gerisinde kalmasına sebep oluyor.Yukarıdaki programatiklerin aynı zamanda partiye katılımın ve gönüllüğün önünde de ciddi engeller de oluşturduğunu akılda tutmakta fayda var. Bağımsız ama dost bir seçim çalışmasının belki tek alternatifi 10’danSonra’nın ilk toplantısında belirtilen özerk bir çalışma da olabilir ama bu durum içinde fazla zaman tüketmemek, olmuyorsa zorlamamak ve yeni bir bürokrasi üretmemek de fayda var.Tüm bu verili durumu göz önünde bulundurunca daha geniş bir kitle çalışması yapmak için ve bir takım sorunları da haddinden fazla beslememek, onları “bypass” edebilmek için parti meşruiyetinin ve potansiyelinin tarihi bir seviyeye ulaştığı şu günlerde halihazırdaki çalışmaları desteklemek, onların ulaşamadığı unsurlara ulaşmak için etkili bir bağımsız bir seçim çalışması örgütlemek elzem gibi duruyor.


Kampanyanın ana vurgusu ne olmalı?

Baraj olmalı: Kampanyaya ismini veren şey Dünya’nın en yüksek seçim barajı ve bu burjuva demokratik anlamda bile çok ciddi bir temsiliyet gaspını organize ediyor. Ve bazı eleştirilerin aksine salt AKP karşıtı bir mesele değil! İlk olarak 60’ların Türkiye İşçi Partisi’nin ardından da gelişen Kürt Özgürlük Hareketi’ni durdurabilmek için 12 Eylül Askeri Diktatörlüğü tarafından %10 seviyelerine kadar çekildi. Bu bakımdan barajı işaret etmek her türlü seçim sonucu ve sonrasında da yaratacağı etki bakımından önemli. Baraj geçilirse sağlıklı bir parlamento temsiliyeti yani gerçek “milli irade”, Kürt Özgürlük Hareketi ve müttefikleri için muazzam bir seçim başarısı ve yeni imkanlar. Geçilmemesi durumundaysa parlamenter sistemde oluşacak ciddi bir meşruiyet kaybı, barajın absürtlüğünün geniş kitleler nezdinde teşhiri ve sokağın yeniden tariflenmesi gibi imkanlar barındırıyor.


Baraj dışındaki tüm başlıklar belki de 15 günlük kampanya periyotlarıyla değişebilecek şekilde kullanılabilir fakat burada da bir gündem enflasyonu yaratmamak ve seçim çalışmasına maksimum katkıyı yapabilmek baz alınmalı. Uzun bir ilkeler manzumesi yerine zamanın gelişmiş iletişim biçimlerine uygun “hap” şeklinde aktarılabilecek bilgiler, ilkeler kullanılabilir.


Kampanya ne kadar esnek olmalı?

Çok! Gezi öncesi ürettiğimiz siyaset yapış biçimlerinin hantallığını, güdüklüğünü artık sırtımız da taşımayacak ama bir taraftan da liberal bir yaklaşımla un ufak olmayacak tarzda; HDP’nin genel ilkelerine uygun ve paralel bir çalışma örgütlemek gerekiyor.


Yapısal olarak forum düzeniyle örgütlenip, sadece başlangıç için temel ilkeleri belirlenebilir. Daha sonrası yerellere bırakılabilir.


Ya da Kadıköy - Beşiktaş merkezli bir çalışma biçimi geri kalan yerelleri besleyen bir yapı organize edebilir.


Bu yöntemlerden hangisi seçilirse seçilsin, önceliğin aktivistlerin bireysel potansiyellerini perdelemeyecek bir yapılanma olması gerekiyor. Belki kaba genel ilkeler çizdikten sonra içeriğin üretimini aktivistlerin kendisine bile bırakılabilir.


Kampanya bize bir ortaklaşma zemini sağlar mı? Seçim sonrası HDP'yle ilişkiler nasıl olmalı?

Bunlar ancak hakkı verilerek örgütlenmiş bir kampanyanın sonrasındaki konular olabilir. Temel olarak bu kampanyanın meselesi olmamalıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gelin meselenin adını koyalım: KIŞ GELDİ!

Ağır hastalıklar sıklıkla yakalandığımız daha basit ve sıradan türlere göre daha ciddi sorunlara yol açarlar. Örneğin enfeksiyonlara sebep olabilir, kalıcı hasarlar bırakabilir, metastazla yayılabilir, bir sonraki nesilin gelişimine olumsuz etkiler yapabilir ya da en kötü senaryoda ölümle sonuçlanabilirler. Eğer bu türden bir hastalık söz konusuysa buna karşı konvansiyonel metotlarla mücadele etmek, bu metotlarla sorunun kaynağını yalıtıp etkisiz hale getirmek, iyileşmek mümkün değildir! Açıktır ki özel durumlara karşı ancak özel yöntemlerle baş edilebilir. İşte şu anda Türkiye'nin içinde olduğu durum da bir alegoriye başvurmak gerekirse bu türden bir hastalıktır. Yani ortada özel bir devlet biçimi vardır.




Türkiye solunun tarihi maalesef müphem faşizm tahlilleriyle doludur. Kapalısı, yarı açığı, örtüğü, sömürge tipi vb. çoğunluğunun bilimsel anlamda karşılığı bile ciddi bir tartışma konusu olan bu tanımlamaların kendi özgül ağırlıklarından ya da sebep olduğu kafa karışıklıklarından…

HAYIR daha bitmedi ama nasıl devam etmeli?

Referandumdan çıkıldığı günlerde seçim çalışmalarının toplumsal muhalefetin moral değerlerini yükselttiği aşikardı. Özellikle HAYIR Meclisleri çevresinde örgütlenen kampanyalar, hem 7 Haziran'dan beri tecrübe edilmiş bazı çalışmaların hem de Gezi sonrasında edinilen birikimlerin aktığı bir mecra oldu.¹ Öyle ki İstanbul'un bir çok merkezinde "mühürsüz seçim" gecesine ve sonrasındaki bir haftaya hem bu mevcut birikim hem de meclisler çevresindeki derlenme damgasını vurdu. Meclisler mevcut karar alma aygıtlarıyla (organizasyon-örgütlenme komisyonları, koordinasyon komiteleri vb) protestolara yön verdi, eylemlerin çağrıcısı oldu ve bir hafta boyunca da etkili bir şekilde sevk ve idare etti. 

Fakat gerek devletin eylemlere müdahaleyi göze almayan temkinli tutumu ama bir yandan da ilerleyen günlerde "önleyici gözaltılar" yaparak gözdağı vermesi, gerekse "ana muhalefet" partisinin protestolardan ve halkın doğrudan muhalefetinden çekinen, devletin yanında …

Bu nasıl başlangıç! Hani nerede devamı?

Çocukluğunda anneleriyle bolca vakit geçirenlerin bazıları bilir; ruh çağırma diye batıl bir ritüel vardır. Büyükçe bir kağıdın üzerine alfabedeki harfler daire oluşturacak şekilde sırayla yazılır. Örnek bu ya, ortaya kocaman bir EVET bir de HAYIR kondurulur ki “ruh” toptancı cevapları rahatça verebilsin. Kağıt topluluğu tam ortalayacak şekilde pürüzsüz bir masanın üzerine güzelce yerleştirilir. Mutfaktan şık bir kahve fincanı getirilir, fincanın içine dualar okunur, sonra kapalı bir şekilde kağıdın orta yerine konur fincan ve parmaklar üzerinde birleşir… sonra kim nereye iterse!



Mayıs 2013’den beri “Gezi Ruhu” denen lakırtı da aynı batıllıkla mahlul oldu. Birçok siyasi çevre ve insan her başı sıkıştığında onu çağırıyor. Bir çok kişiye güzellemeleri hala hoş geliyor olsa da Gezi çevrimi, etkileri, dolayımlarıyla birlikte uzunca bir süre önce kapandı ve artık her “gereksiz” kullanımında telaffuzu kulak tırmalar hale gelen bir şeye dönüştü.

Ruh çağırmayı bırakalım; geriye kalan bir şey v…